ANLAMI:
Görünürde bilinen tek bir kişinin (Abbas) haricinde; arkada ilişkide olduğu, temas kurduğu veya düşüp kalktığı pek çok tanıdığı, çevresi ve bağlantısı olan kişiler için kullanılır.
Anlamı: İşsiz güçsüz, amaçsızca ve boş boş ortalıkta dolanmak; bir işle uğraşmak yerine zamanı boş yere harcayıp gezip durmak anlamında kullanılır.
Kişinin nerede nasıl davranacağını bilmesini, derli toplu, ağırbaşlı ve saygın bir duruş sergilemesini öğütler. Ağırbaşlı ve mecliste edebiyle oturan kimsenin toplumda itibar görüp değer kazanacağını, ciddiyetsiz ve havalı hareket edenlerin ise saygınlığını yitireceğini ifade eder. (Batman: Eski bir ağırlık ölçü birimidir.)
Kayseri yöre ağzında; tam evlilik çağına gelmiş, ergenliğini tamamlamış gençleri ifade etmek için kullanılır. (Ayrıca halk arasında sözünü sakınmayan, lafını esirgemeyen kişiler için de kullanılır.)
Ciddi olmayan, sözünün nerede nereye varacağını hesaplamadan konuşan, geveze, sır tutamayan veya her şeyi ciddiyetsiz bir üslupla sulandıran kimseler için kullanılır.
Bir kimsenin söylediği sözü, adını veya duruşunu alay konusu etmek; birini diline dolayarak gevezelik malzemesi yapmak veya küçümseyici bir edayla sürekli ondan bahsetmek anlamında kullanılır.
Düşüncelerinde veya davranışlarında tutarsızlık bulunan, aklı başında tam davranmayan, biraz dengesiz, çatlak veya delice hareketleri olan kimseler için kullanılır. (Ağaç keserken hiza kaçıran keser gibi, zihninin veya mantığının tam çizgisinde gitmediğini ifade eden mecazi bir Kayseri tabiridir.)
Boşboğazlık etmek; lafın nereye gideceğini düşünmeden, patavatsızca ve yersizce konuşup durmak.
ANLAMI:
ANLAMI:
En verimli, en güzel gençlik çağında veya muradına eremeden genç yaşta hayata veda etmek, ölmek.
İlk başta sağlam, güvenilir veya düzgün sanılan bir işin, durumun ya da kişinin arkasından beklenmedik pürüzlerin, kusurların ve çürük tarafların çıkması. Göründüğü gibi temelli ve temiz olmadığını, altından bozuk veya değersiz şeylerin belirdiğini ifade etmek için kullanılır.
1.Büyük bir emeği, değeri veya ortaya konan nitelikli bir işi sonradan yapılan bir hatayla değersiz kılması, kıymetini düşürmesi.
2.Eldeki büyük serveti, varlığı veya imkanları düşüncesizce harcayıp eritmek; bolluk içindeki bir durumu sıfırlayarak önemsiz bir seviyeye düşürmek.
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
(Eski / Deneyimli) Çok uzun zamandır bu işin içinde olan, yılların tecrübesine sahip, feleğin çemberinden geçmiş, öyle kolay kolay aldatılamayacak veya toy görülmeyecek görmüş geçirmiş kimseler için kullanılır.
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
(Sataşmak / Musallat Olmak): Birine durup dururken laf atmak, yersiz yere ilişmek, huzursuzluk çıkarmak için üstüne üstüne gitmek veya musallat olmak.
ANLAMI:
(Düğüm Atmak / Bağlamak): İp, urgan, çuval ağzı veya bağcık gibi şeyleri hızlıca birbirine dolayarak düğüm atmak; kördüğüm edip bağlamak.
NLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
Tam Öğle Sıcağı (Öğlenin Göbeği): Günün tam ortasındaki o kavurucu, dışarıda iş yapmanın zorlaştığı en sıcak ve durağan anı ifade eder.
ANLAMI:
ANLAMI:
(Birini Karşı Tarafa Kışkırtmak): Dengesiz, patavatsız veya gözü kararmış birini gaza getirip doldurarak (yel verip) bir başkasının üzerine salmak; aradaki nifakı ve kavgayı körüklemek.
ANLAMI:
ANLAMI:
(Kayseri ve Anadolu ağzında “tepelek” veya “depelek”, bir şeyin en tepe noktası, yığıntının veya kabarık bir kütlenin üst kısmı anlamında kullanılır. Buradaki ifade, derdin tek bir düzlemde kalmayıp dağ gibi yığıldığına ve tepesinin/yükünün çok yüksek olduğuna işaret eden güçlü bir halk benzetmesidir.)
ANLAMI:
(Ağız yapısının ve çene kaslarının şok veya hastalıkla birleşip fiziken kapanmasını simgeleyen somut bir halk tasviridir.)
ANLAMI:
(Suratı Asılmak / Yüzü Düşmek): Moral bozukluğu, gücenme, keyifsizlik veya can sıkıntısı sebebiyle yüzünü ekşitmek, somurtmak ve surat asmak.
ANLAMI:
(Kayseri ve çevresinde “dırdıbıt”, söylenme, dırdır etme ve lüzumsuz detaylarla kafa karıştırma durumlarını ifade eden yansıma/önemsizleştirici bir halk kelimesidir.)
ANLAMI:
(Kayseri ve Anadolu kırsalında yün/pamuk “eğirmek” yoğun bir el emeğini; harman “savurmak” ise topraktan alınan rızkı ve mahsulü temsil eder. Eğirip iplik yaptığı emeğini el oğluna/kızına kaptırma, harmanlayıp rüzgâra savurduğu mahsulü de yele verip heba etme imgesiyle, biriktirilen emeğin tamamen heder edilmesini somutlaştırır.)
ANLAMI:
(Kayseri ve Anadolu kırsalında “yağlı ekmek” bolluğu ve bereketi; “eşeğin ahırda bağlı olması” ise dışarıda yağmurda-çamurda, tarlada-harmanda koşturmaya gerek kalmadan düzenin kurulu olduğunu simgeler.)
ANLAMI:
(Kayseri ve Anadolu ağzında “emmi” (amca) yakınlık ve hürmet ifadesidir; “ekmekçi emmi” ise mahallenin veya fırının rızık dağıtan figürüdür. Bir şeyin kendi gücünle değil, gücü ve imkânı elinde tutan kişinin “verirse verir, vermezse kalırsın” anlayışıyla lütfetmesine dayandığını anlatır.)
ANLAMI:
ANLAMI:
(Kayseri ve Anadolu kırsalında “çüş”, eşeği durdurmak veya zapt etmek için sürekli bağırılan yorucu bir komuttur. Malın veya işin kendisi bir yana, onu idare etmek için harcanan günlük yıpratıcı mesaiyi ve dırdırı bitirmenin verdiği hafiflemeyi temsil eder.)
ANLAMI:
(Kayseri ve çevresinde “gicişmek”, kaşınmak kelimesinin öztürkçe yerel karşılığıdır. Deyim, köken olarak tıpkı “eti kaşınmak” ifadesindeki gibi, uslu durmayan kişiye “Dayak istiyorsun, etin kaşınıyor” imasıyla söylenir.)
ANLAMI:
(Kayseri ve Anadolu ağzında “fırfırı” rüzgârgülü veya fırıldak gibi sürekli dönen, durduğu yerde durmayan şeyleri ifade eder. “Mezhep” ise kişinin tuttuğu yolu ve değerler sistemini temsil eder. Fırfırı mezhepli olmak, kişinin omurgasızca ve hafifçe her yöne dönebildiğini somutlaştıran ağır bir yerel nitelendirmedir.)
ANLAMI:
(Kayseri ağzında “fırık” taze/genç piliç veya tecrübesiz kimse anlamına gelir; “yelli” ise rüzgârdan bile kapılan esintili hâlidir. En ufak bir esintide (sözde) hemen kanadı kanadı sallanıp gücenen, hassas ve dengesiz yapıyı somutlaştıran bir halk benzetmesidir.)
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
(Kayseri aile ve ev yaşamında “müftü”, son sözü söyleyen ve yol gösteren makamdır. “Gece müftülüğü yapmak” ise özellikle geleneksel aile yapısında gelinin gece yatakta kocasını anasına-babasına karşı doldurması, gündüz verilemeyen kararları karanlıkta gizlice aldırması durumunu hicveden somut ve nükte dolu bir halk benzetmesidir.)
ANLAMI:
ANLAMI:
(Kayseri ve çevresinde “gıdak” veya “gıdak gıdağına”, milimetrik ölçüleri, gırtlak/çene hizasını veya birbirine tam dayanan nesneleri ifade eden yerel bir kelimedir. Hesabın veya imkânın kıl payı denk geldiğini ve ucu ucuna yettiğini anlatmak için kullanılır.)
ANLAMI:
(Kayseri ağzında “gıf gıf” veya “gıfıl gıfıl”, belin ve gövdenin ritmik bir şekilde, yerlere kadar aşırı bir eziklikle bükülüp kalkmasını tasvir eden yansıma bir halk ifadesidir. İnsanın duruşundaki samimiyetsiz, yalakaca ve aşırı boyun eğişi tiye alır.)
(Kem Gözlü / Nazarı Değen): Baktığı yere, mala, canlıya veya insana anında nazar değdiren; gözü yakıcı, ürkütücü ve uğursuz kabul edilen kimseler için sitemle söylenen söz.
ANLAMI:
(Kayseri mutfağında ve kültüründe kavurga; kavrulmuş buğday, çitlembik veya mısır tanelerinden oluşan geleneksel bir çerezdir. Kavurganın çuvaldan veya avuçtan dökülürken çıkardığı tıkır tıkır, tane tane dökülme görüntüsü, gözden sicim gibi ve tane tane boşalan yaşları anlatmak için yöre insanının kurguladığı çok canlı bir somutlaştırmadır.)
ANLAMI:
(Kayseri ve yöre ağzında “yivindirmek”, bir şeyi çarkından veya ekseninden gizlice kaydırmak, yönünü saklayarak çevirmek demektir. “Gözünü yivindirmek” ise kişinin bakışını ve hareketini etraftakilere hiç belli etmeden, gözünü hafifçe kaydırıp çaktırmadan işini yürütmesini tasvir eden çok nüanslı bir halk benzetmesidir.)
(Çok Fazla / Sayısız / Sürüyle): Bir yerde aşırı derecede, insanı darlayacak kadar çok, dip dibe ve kalabalık miktarda bulunma hâli; karınca gibi veya kaynayan sürü gibi her tarafı kaplamış durum.
ANLAMI:
(Kayseri’nin tarihi esnaf ve ticaret kültüründe “ikindi vakti”, günün satışının bittiği, dükkânların yavaş yavaş kapatılmaya ve hesapların görülmeye başlandığı zamandır. Müşterinin çekildiği ikindiden sonra dükkân açmak, hem bereketsizlik hem de zamanlama hatası olarak esnaf ağzında yerleşmiş somut bir halk benzetmesidir.)
ANLAMI:
(Takati Kalmayacak Derecede Zayıflamak): Hastalıktan, dertten veya bakımsızlıktan insanın iliği kemiği kuruyacak kadar erimesi; dermanı tükenecek, ayakta duracak takati kalmayacak derecede zayıflayıp çelimsizleşmesi.
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
ANLAMI:
(Çokbilmişlik Etmek / Ukalalık Yapmak): Kendini aşırı zeki, bilgili veya yetkin göstererek her şeye burnunu sokmak; yerli yersiz akıl vermeye, bilgiçlik taslamaya kalkışmak.
ANLAMI:
ANLAMI:
(Kayseri ve civar ağzında “şemşamer” [şemşamer / şemşameri], güneşe doğru yön değiştirmesinden ötürü ayçiçeğine (günebakan) verilen yöresel isimdir. Tıpkı gün boyunca başını güneşin doğduğu ve battığı tarafa döndüren ayçiçeği gibi; rüzgâra, ortama veya çıkara göre duruş değiştiren, dinsel/ahlaki prensiplerinde aşırı geveşek davranan kişileri eleştiren son derece renkli ve köklü bir somutlaştırmadır.)
(Derli Toplu / Tam Ayarında / Düzgün): Her şeyi yerli yerinde, terazisi ve dengesi mükemmel kurulmuş; eksiksiz, derli toplu ve düzenli bir biçimde hazırlanmış durum veya nesne.
(Çeşit Çeşit / Türlü Türlü Hususiyet): Bir arada bulunan, birbirinden farklı renk, karakter, huy veya özellikteki zengin çeşitlilik; envaiçeşit Unsur, eşya ya da insan tipleri.
(Her Şeye Heveslenen / Daldan Dala Konan): Gördüğü, duyduğu her şeye anında heyecanlanıp heves eden; aklı bir karış havada olduğu için kararlarında durdurak bilmeyen, maymun iştahlı ve uçarı kimse.
(Sürekli Sızlanmak / Şikâyet Etmek): Bir konu hakkında durmadan, aralıksız ve söylene söylene sızlanmak; dırdır ederek baş ağıtmak.
(Kendi Kendine Söylenmek / Dırdır Etmek): Bir duruma kızıp açığa vuramadığı için alçak sesle, anlaşılmaz biçimde, içten içe kendi kendine söylenip durmak; mırıldanarak mızmızlık yapmak.
ANLAMI:
(Kayseri ve yöre ağzında “yağannı” [yağarnı / yağırnı], insanın sırtı, kürek kemiklerinin bulunduğu arka kısım anlamındadır. “Talla” ise tarlanın yöresel söylenişidir. Arka tarafı ekmek hamuru açılan dümdüz tahtaya, ön tarafı ise üzerinde cirit koşturulacak kadar engebeli ve kemikli geniş bir tarlaya benzetilen bu ifade; Kayseri insanının keskin benzetme yeteneğini ve mizahi gözlem gücünü yansıtan çok canlı bir fiziki tasvirdir.)
ANLAMI:
ANLAMI:
(Gittiği Bir Yerden Çabuk Dönmemek / Takılıp Kalmak): Bir yere gittiğinde zamanın nasıl geçtiğini unutacak kadar uzun süre kalmak; gitmesiyle dönmesi bir olmamak, gittiği yerde çakılıp kalmak.
(Hiç Olmadık Yerden Çıkar Sağlamaya Çalışan): İmkânsız, akla hayale gelmeyecek veya fayda sağlanması imkânsız olan şeylerden bile kâr, menfaat ve çıkar devşirmeye kalkan; taşın suyunu çıkarmaya çalışan aşırı hırslı ve kurnaz kimse.
ANLAMI:
(Kayseri’nin yaşanmış şehir hikâyelerine ve esnaf kültürüne dayanan bu deyim; mahallede çıkan kavgada veya curcunada arada kalıp her defasında yakası paçası yırtılan, zarara uğrayan Pekmezci Bekir adlı yerel bir şahsiyetten mülhemdir. Kayseri dilinde, ne zaman bir hengâme yaşansa zararın yine hep aynı saf/garip kişinin üstüne kalmasını özetleyen çok canlı ve yaşanmışlık dolu bir halk deyimidir.)
ANLAMI:
(Kayseri ve yöre coğrafyasında “çay”, dere ve su yatağı anlamındadır. Düzgün “yol” çizgisini takip ederek gidip, dönüşte derenin/çayın kıvrımlarına sapıp kaybolarak veya işini halledemeden süklüm püklüm geri dönmek; amaçsızca gidip gelen, gittiği yerden eli boş dönen ya da iş tutmasını bilmeyen kişilerin durumunu anlatan yerel ve nitelikli bir somutlaştırmadır.)
ANLAMI:
(Kayseri ve çevresi ağzında “zambur zumbur”, takırtılı, patırtılı, dengesiz ve kaba bir gürültüyü tasvir eden ikilemedir. “Zambur zumbur söylemek” ise sözün ayarını tutturamayan, tartmadan ve ölçmeden patır kütür konuşan kişilerin üslubunu hicvetmek için kullanılan son derece canlı bir somutlaştırmadır.)
ANLAMI:
(Kayseri ve yöre ağzında “zavır”, birine verilen korku, dağlama veya sindirici güç manasında da kullanılır. “Zavır vermek” deyimi; karşı tarafa tabiri caizse “korkuyu salmak”, bir daha cesaret edemeyeceği şekilde gözünü korkutup sindirmek durumunu anlatan doğrudan ve sert bir halk ifadesidir.)
ANLAMI:
ANLAMI: